3 Haziran 2010 Perşembe

SEMT PAZARLARI


Antalya tatilim sırasında uzun yıllar sonra pazar yerine alışverişe gittim. Birincil amaç, fotoğraf çekmek; ikincil amaç da sebze-meyve almaktı. Çok keyifliydi. Dev fotoğraf makinemle, her türlü ilgi, alaka, sempatiyi gördüm diyebilirim.

Semt pazarları bana hep çok özgün gelmiştir. Kendi malının en taze, en iyi olduğuna sizi inandırmaya çalışan pazar esnafı, uzayıp giden pazarlıklar, “kimin sesi en yüksek çıkıyorsa malını o satsın” anlayışıyla, özellikle akşama doğru artan bağırtılar, çağrılar…



2010 Mart ayında yeni bir yasa kabul edildi. Meslek alanımla, blog’umu karıştırmamaya kararlıydım. Ancak, konu ilgimi çekti. Bu yasa, sebze, meyvelerin ve benzeri diğer malların ticaretini düzenliyor. Amaç, üretici ve tüketicilerin haklarını korumak ve pazar yerlerinin çağdaş bir görünüme kavuşmasını sağlamak.

Bundan böyle pazar yerinde çevreyi rahatsız edecek şekilde satış yapılamayacak. Yani, o “nar gibi kızarmış domatese geeeeeel” devri bitiyor. Cezası 500 TL.



İkincisi, gıda güvenilirliğine, hijyenik şartlara aykırı satış da yapılamayacak. Yani, tezgahta balık; çuval ve torba içinde peynir satma durumu da sona eriyor. Cezası 2 bin TL.


Pazar yeri dışında mal satılması, teşhir edilmesi de yasaklar kapsamında. Yani, yazın kamyondan karpuz, kavun satma dönemi de kapanıyor. Cezası 500 TL.


Pazar yerinde atık malzemeler belirlenen şekilde ve belirlenen yerlerde toplanacak. Pazar bitince, tezgahını topla-git; temizleme işi gece çöp arabalarına kalsın durumu da umarız sona eriyor. Uyulmazsa cezası 500 TL.


Elbette, bu gayet geç kalınmış bir yasa.

Yurt dışındaki örneklere baktığımızda, pazar yeri uygulamasının birçok ülkede devam ettiğini görüyoruz. Çünkü, pazar yerleri, gerek üreticinin, gerek tüketicinin korunması açısından olmazsa olmaz bir oluşum. Ancak,  bizde 2010 yılında henüz aşılamamış ve bu yasayla aşılmaya çalışılan birçok sorun Avrupa ülkelerinde yıllardır hayata geçmiş durumda.

Yurt dışındaki semt pazarlarında yasalar gereği peynir, balık gibi açık ve çabuk bozulmaya müsait ürünlerin satışına asla tanık olamayacağınız gibi bu pazar yerleri aynı zamanda şehrin gayet düzenli ve sessiz alanlarından da biridir.

Sigara yasağının Türk usulü sistemlerle delinmesi örneğinde olduğu gibi, umarız bu hijyenin korunmasına ilişkin yasak da yaratıcı toplumsal fikirlerimizle delinmez.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Pazarda bağırmak yasak, müşteri çekmek için yaratıcı sloganlar bulmak yasak, balık satmak yasak, kamyon yazıları yasak. Yakında kokoreç tezgahları da yasaklanır. Sen neymişsin be AB uyum süreci. Her ülkenin türlü türlü geleneği var. Uruguyalı bir arkadaşım anlatmıştı. Bunlar Almanya'da akşam yemeğine davet edilmişler. İlk tabak yemek yenmiş, lezzetli, ikincinin ikramı bekleniyor. Biraz daha ister misiniz diye sorulunca, bizimkiler "yok, çok güzeldi" filan demişler. Arkadaşım diyor ki, bizde adet öyle ilk seferde isterim dememektir, evsahibi biraz ısrar eder, ondan sonra alınır. Bizde de öyle değil mi? Fakat Alman evsahibi, iyi o zaman diyerek, yemeği almış götürmüş. Ne yani, şimdi AB uyum süreci çerçevesinde yemek konusunda ısrarcı olmak da yasaklanacak.

DAMLA - Décalage Horaire dedi ki...

Aslında yasa yoruma açık. Slogan, gürültü konusunda "Çevreyi rahatsız etmek yasak" gibi bir ifade kullanıyor. Dolayısıyla, bu, çevreden bir şikayet olmadığı takdirde, pazarcılarımızın çağrılarına devam edebilecekleri anlamına geliyor. En azından, ilerleyen dönemlerde ifade bu şekilde esnetilebilir.

Hijyen ve gıda güvenliği konusunda da, bence geç kalınmış bir yaptırım. Özellikle yazın sıcak havalarda açık peynirler, balıklar konusunda ciddi bir risk oluşuyor.

AB uyum süreci bazen can sıkıcı olsa da, faydaları da saymakla bitmez... Tünelin sonunda ışık olmasa da, Türkiye bu tünelden geçmekten memnun olmalı.