17 Ocak 2011 Pazartesi

Amerikan "Diner" Kültürü

Buradaki arkadaşlarımızla, Amerikan popüler yemek kültürünü temsil eden şehirdeki ün salmış "diner"larda yemek yeme kararı aldık.

Diner, özellikle Kuzey Amerika'ya mahsus prefabrik lokantaları ifade ediyor.

Tipik bir Amerikan diner'ına aslında en çok da filmlerden aşinayız: Bu lokantalar rahat bir atmosfere, geniş yelpazede yiyecek çeşitliliğine sahip. Ucuz. İçinde bir kontuarı ve limitsiz kahve servisi var. Servisi önlüğünü takmış hafif şişman bir teyze yapıyor ve geç saatlere kadar açık oluyor.


Diner fikri ilk kez 1872 yılında Rhode Island'da doğuyor. Walter Scott adında biri, evde hazırladığı sandviç ve kahveleri at arabasının vagonunda, şehirdeki Providence gazetesinin çalışanlarına satmaya başlıyor. Bu fikrin doğuşundan yaklaşık 5 yıl sonra da sırf bu amaç için ilk kez öğle yemeği vagonları üretilmeye başlanıyor.

Diner'lar özellikle Yunan göçmenlerle özdeşleşmiş durumdalar. Bu durum da, belki, bu göçmenlerin 1950 ile 1970 yılları arasında New York şehrinde yaklaşık 600 diner açması ile ilişkilendirilebilir.

Yine filmlerden de aşina olduğumuz şekliyle, belki de 24 saat açık olmalarının etkisiyle, bu lokantalar bir bakıma yalnızlık ve izolasyonu çağrıştırıyorlar. Oysa tam tersine Amerikan kültüründe diner'lar için vurgu daha çok optimizme yönelik yapılıyor. Örneğin The Blob, Happy Days gibi filmlerde diner'lar aracılığıyla 1950lerin refah ve beyaz Amerikasına gönderme var. Aynı şekilde, yine bir çok filmde diner, gençlerin okuldan sonra buluştuğu yerler şeklinde betimleniyor. Bir diner'ın önünde arabasına yaslanmış sigarasını içen gençler benim gözümün önündeki tipik karelerden biri.

Bugünkülere gelince... Çoğunluğunun iç dekorasyonuna 1950lerin nostaljik havası verilmeye çalışılıyor. Hepsinin ortak özelliği servis edilen yemeklerin üç aşağı-beş yukarı aynı olması. Hamburger, patates kızartması, kulüp sandviç ve ızgara yemekler mutlaka menüde yer alanlardan. Ağırlıklı olan ise kahvaltılık yiyecekler: Omlet, waffle, pancake ve Fransız tostu bunların arasında. Çoğunda alkollü içecek yok ama kaliteli ve taze bir kahve bir diner'ın olmazsa olmazlarından.

Bizim yeni başladığımız diner turlarımızın ilk durağı Virginia Kitchen. Şehirdeki en iyi diner'lar sıralamasında 5.sırada yer alıyor. Büyük, rahat bir atmosferi var. Önlüklü şişman teyzesi de var. Maalesef -o beklediğimiz-nostaljik ortamı yok, bunda kontuarının olmaması da büyük bir etken.






Kahvaltımızda hamburgerden, Fransız tostuna; egg benedict'ten, yumurtalı-muzlu ekmeğe kadar her şey var. Taze meyvelerle birlikte servis edilen yumurtalı, muzlu ekmeğin de benim tercihim/tabağım olduğu notunu düşeyim. Ancak fotoğrafı görülen yiyecekler arasında en lezzetli olanı kuşkusuz egg benedict.

6 kişi, bahşişle birlikte 70 dolar ödüyoruz. Gayet doymuş şekilde ve gayet hoşnut ayrılıyoruz. Bir sonraki durağımız ise listenin daha altında yer alan ama daha nostaljik görünümlü bir yer olacak.

5 yorum:

kaminetto dedi ki...

Mmmm nasıl da doydukk.Eşim aşkım dört yıl New York'ta yaşadı yaa! Dedi ki "bu kadar güzel aktarılabilir ".Aynennn böyleymiş. Bu kez ailece bayılıyoruz sizeee...Yazılarınızı okuyunca gözüm gönlüm açılıyorr.

Ayazma dedi ki...

heyecanla takip edicem diner turlarınızı! :)

Yasemin Ertürk dedi ki...

Tam iş çıkışı öncesi açlıkdan gözüm dönmüş vaziyette okuyunca yazını, gözüm gönlüm doydu diyebilirim :) inşallah amerikaya yolum düşerse mutlaka uğrayacağım bir diner'a ...

Kemal Kestelli dedi ki...

valla canım fena çekti :))

DAMLA - Décalage Horaire dedi ki...

@Kaminetto Evet, o kafamdaki "iyi anlatabildim mi acaba?" sorusunun cevabi gelmis oldu. Cok tesekkurler.

@Ayazma Dedim boyle ama... Insallah devamini getirebiliriz ;)

@Yasemin Amerika'ya yolun duserse herhalde once bana ugrarsin dimi Yasemin?

@Kemal Bakinca benim de cekiyor. O yuzden ben yazdiktan sonra bakmiyorum artik ;)