DC etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DC etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2011 Salı

Cherry Blossom Festivali




Her yıl Mart ayının sonunda, Nisan ayının başında dünyanın sadece belirli şehirlerinde Cherry Blossom Festivali düzenleniyor. Sakura olarak da adlandırılan kiraz ağaçlarının çiçek açması baharın müjdecisi olarak kabul ediliyor ve bu olay çeşitli gösteri, sergi ve kültürel etkinliklerle kutlanıyor.

Japonlar, buraya; yani Washington DC'ye 1912 yılında 3020 tane sakura hediye etmiş. Bu sakuralar ağırlıklı olarak Tidal Basin bölgesine dikilmiş. Ağaçların çiçek açmasıyla birlikte en kapsamlı ve en güzel görsel şölenlerden biri dolayısıyla bu şehirde yaşanıyor.

Festival 2 hafta sürüyor. 2 hafta sürmesinin nedeni de, kiraz ağacı yapraklarının en fazla 2 hafta ağaçta kalabilmeleri. Japonlar yıllardır bunu hanami partileriyle kutluyorlar. Hanami partilerinin doğuş nedeni başlangıçta -Budist inanca uygun olarak- hayatın geçiciliğine vurgu yapmak ve dolayısıyla insanları düşünmeye sevketmek imiş. Oysa bugün yerini tamamen eğlencelerin düzenlendiği, yemeklerin yendiği etkinliklere bırakmış.

Yine eski dönemlerde Japon kültüründe kan damlalarını temsil eden kiraz ağacı yaprakları, bugün Japon kültüründe masumiyet ve baharın gelişiyle ilişkilendiriliyor.

Çin'de ise çok daha farklı bir anlamı var: Bu ağaçlar, dişiliği, güzelliği ve kadınların hakimiyetini temsil ediyor.

Washington DC'deki festivale her yıl ortalama 750 bin kişi katılıyor. Bu süre boyunca şehir yılın en canlı-kanlı, en güzel iki haftasına ev sahipliği yapıyor.




Türkiye'de de sakura var. Bunlar İstanbul'daki Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nde yer alıyor. Yalnız bunların hikayesi biraz hüzünlü...1890 yılında Japonya'ya yapılan dostluk ziyaretinden dönüşünde Osmanlı gemisi Ertuğrul yakalandığı bir fırtına neticesinde batıyor ve 533 denizci hayatını kaybediyor. Japonlar'ın 2005 yılında hediye ettikleri bu ağaçlardan her birinin o kazadaki bir denizciyi temsil ettiğine inanılarak, her yıl burada anma töreni düzenleniyor.




Bir de, Cherry Blossom Festivali ile yine aynı dönemde düzenlenen Uçurtma Festivali var. Geçtiğimiz Pazar günü gerçekletirilmesi beklenen festival kötü hava koşullarından dolayı ertelendi. Gökyüzünün sayısız uçurtmayla süsleneceği etkinlik şimdi en çok görmeyi istediklerim arasında. Elimde makinem ile hazır bekliyorum...


20 Ocak 2011 Perşembe

Güzel Fikirler: Build-A-Bear


Bu mağazaya gitmek için çocuk olmanıza gerek yok... Hatta çocuğunuzun olmasına da gerek yok.

Build-a-Bear... Sanırım pek çoğumuzun bir şekilde duyduğu bir konsept. Ayıların içini doldurup, onlara kıyafet giydirip, aksesuarlar ekliyorsunuz.

Fikrin esin kaynağı Teddy Bear. Buraya yazmak için Teddy Bear'ın hikayesini araştırdım. Hikaye, Teddy Roosevelt olarak da bilinen Başkan Theodore Roosevelt'in 1902 yılının Kasım ayında Mississippi'de avlanmaya çıkmasıyla başlıyor. Avlanma çok başarısız geçtiği için, o günün akşamında morali bozuk olan Başkan'ın önüne vurması için küçük bir ayı getiriyorlar. Başkan, ayının kendini savunma şansı olmamasından dolayı ona merhamet duyarak vurmayı reddediyor. O dönemde Washington Post gazetesinde çizen Clifford Berryman de bu hikayeyi karikatürize ediyor ve olay böylelikle hem halkın hem de oyuncak yapımcılarının ilgisini çekiyor.

Ardından 1903 yılında üretilen ilk Teddy Bear oyuncağı Roosevelt'e veriliyor. Torunu Kermit Roosevelt de  bu ayıyı müzeye bağışlamış ve  hâlen bu ilk Teddy Bear Ulusal Amerikan Tarih Müzesi'nde sergileniyor.

Build-A-Bear konsepti de bir Amerikan ikonu haline gelmiş Teddy Bear'a yeniden hayat verme isteğiyle ortaya çıkmış. Tüm dünyada yaklaşık 400 şubesi var. Amerika, Puerto Rico, Kanada ve İngiltere dışındaki ülkelere franchising veriyor. Türkiye'de henüz franchising alan olmamış.

Ayının yaratım süreci şöyle:


Raflarda kutuların içinde duran beğendiğiniz bir ayıyı seçiyorsunuz.


Gidip makinelerden içini dolduruyorsunuz. 


Yukarıdaki kalplerden birini -çocuğunuza dilek tutturarak- içine atıyorsunuz. (Çocukların dileklerini tahmin etmekte pek zorlanma olacağını sanmıyorum.)


Daha sonra beğendiğiniz bir kıyafeti ayıya giydiriyorsunuz.



Ve orada bulunan bilgisayarlara girip ayınıza kimlik çıkarıyorsunuz. Ayrıca içine istediğiniz müziği yükleme imkanı da var.










Kıyafetler ve aksesuarlar o kadar çeşitli ve o kadar çok ki...

Konsept her ne kadar güzel olsa da, insan yine de, dünyanın diğer köşesinde üstüne kıyafet alamayan insanların olduğunu bilirken en az 10 dolardan başlayan bu kıyafetleri ayıya alamıyor. Bende en azından böyle bir hissiyat oluştu.

Ancak, çocukların içinden hiç çıkamadığı başlıca mağazalardan biri olduğu kuşkusuz...

18 Ocak 2011 Salı

NBA Maçı İzlenimleri

Amerika'ya gelmeden önce en çok istediklerimden biri NBA maçına gitmekti.

Gün bugündür... Washington Wizards karşısında Utah Jazz oynuyor. Utah Jazz'da da Mehmet Okur var. Her ne kadar Mehmet Okur oyunda çok fazla kalmasa da ve genel anlamda düşük bir performans sergilese de, kendisini bir Türk seyirci olarak izlemekten gurur duyduk diyebilirim.

Elbette size maçı değil, ortamı anlatacağım. Hatta maçın skorunu şimdiden söyleyeyim: 108-101 Wizards lehinde sonuçlandı.

Bütün spor karşılaşmalarında olduğu gibi, NBA maçı bile canlı izleyince heyecanını bir parça kaybediyor. Ama, yine bütün spor karşılaşmalarında olduğu gibi, bir maçı eğlenceli ve değerli kılan esasen ortamı...

Beklentimin çok üstünde bir atmosferle karşılaştığımı söyleyebilirim. Başlangıcından bitişine kadar geçen 3 saat boyunca boş kaldığınız ve sıkıldığınız tek bir an bile olmuyor. Molaların, devre aralarının her saniyesine birşey sıkıştırılmış. Bir klasik haline gelen ponpon kızların yanısıra her türlü şov düşünülmüş. Seyirciyle gayet interaktif bir ortam söz konusu. İlginç bir makineyle sahadan seyircilere t-shirt fırlatma, ücretsiz yemek (burrito) dağıtma ve röportajlar ilk etapta aklıma gelenler.

Yine interaktif şovlar kapsamında "kiss cam" ve "dance cam"i de unutmamak gerek. Kiss cam'de kamera, rastgele şekilde, yanyana oturan bir çifti ekrana yansıtıyor. Kendilerini ekranda gören çiftlerden öpüşmeleri isteniyor. Ancak bu kiss cam, bir kaç kere, yanındaki hiç tanımadıkları erkekler tarafından kızların fırsattan istifade öpülmesi nedeniyle eleştiri konusu olmuş. Aynı şekilde, dance cam'de de ekranda kendini gören kişi kalkıp, dans etmeye başlıyor.

Sporla içiçe geçmiş bu yoğun eğlence kültürünü Amerikalılar arasında çok da eleştiren var. Bu grup, sırf takımının maçını izlemek veya salt basketbol zevki için oraya gidip de, zamanının yarısından daha fazlasında bu tür eğlencelere maruz kalmaktan hoşlanmıyor. Haklılık payları var. Ancak, bunun alternatifi, devre arasında takımının maç istatistiklerine ilişkin bir veritabanı oluşturmak değilse, an'ın keyfini çıkartmak en mantıklı seçenekmiş gibi duruyor.

Maçın oynandığı yer Washington DC'de yer alan Verizon Center. Stad 20 bin kişilik kapasiteye sahip. Ne girişte, ne çıkışta hiçbir izdiham yaşanmıyor. O medeni duruşa gerçekten hayran kalıyorsunuz. Çocukla hatta bebekle gitmek bile mümkün.

Halen oynanmakta olan 17-23 Ocak 2011 tarihleri arasındaki bu maçları NBA'in kendi sitesinden ücretsiz izleme imkanı da sunulmuş.

Buyrunuz, bu da günün fotoğrafları... İyi seyirler!

















17 Ocak 2011 Pazartesi

Amerikan "Diner" Kültürü

Buradaki arkadaşlarımızla, Amerikan popüler yemek kültürünü temsil eden şehirdeki ün salmış "diner"larda yemek yeme kararı aldık.

Diner, özellikle Kuzey Amerika'ya mahsus prefabrik lokantaları ifade ediyor.

Tipik bir Amerikan diner'ına aslında en çok da filmlerden aşinayız: Bu lokantalar rahat bir atmosfere, geniş yelpazede yiyecek çeşitliliğine sahip. Ucuz. İçinde bir kontuarı ve limitsiz kahve servisi var. Servisi önlüğünü takmış hafif şişman bir teyze yapıyor ve geç saatlere kadar açık oluyor.


Diner fikri ilk kez 1872 yılında Rhode Island'da doğuyor. Walter Scott adında biri, evde hazırladığı sandviç ve kahveleri at arabasının vagonunda, şehirdeki Providence gazetesinin çalışanlarına satmaya başlıyor. Bu fikrin doğuşundan yaklaşık 5 yıl sonra da sırf bu amaç için ilk kez öğle yemeği vagonları üretilmeye başlanıyor.

Diner'lar özellikle Yunan göçmenlerle özdeşleşmiş durumdalar. Bu durum da, belki, bu göçmenlerin 1950 ile 1970 yılları arasında New York şehrinde yaklaşık 600 diner açması ile ilişkilendirilebilir.

Yine filmlerden de aşina olduğumuz şekliyle, belki de 24 saat açık olmalarının etkisiyle, bu lokantalar bir bakıma yalnızlık ve izolasyonu çağrıştırıyorlar. Oysa tam tersine Amerikan kültüründe diner'lar için vurgu daha çok optimizme yönelik yapılıyor. Örneğin The Blob, Happy Days gibi filmlerde diner'lar aracılığıyla 1950lerin refah ve beyaz Amerikasına gönderme var. Aynı şekilde, yine bir çok filmde diner, gençlerin okuldan sonra buluştuğu yerler şeklinde betimleniyor. Bir diner'ın önünde arabasına yaslanmış sigarasını içen gençler benim gözümün önündeki tipik karelerden biri.

Bugünkülere gelince... Çoğunluğunun iç dekorasyonuna 1950lerin nostaljik havası verilmeye çalışılıyor. Hepsinin ortak özelliği servis edilen yemeklerin üç aşağı-beş yukarı aynı olması. Hamburger, patates kızartması, kulüp sandviç ve ızgara yemekler mutlaka menüde yer alanlardan. Ağırlıklı olan ise kahvaltılık yiyecekler: Omlet, waffle, pancake ve Fransız tostu bunların arasında. Çoğunda alkollü içecek yok ama kaliteli ve taze bir kahve bir diner'ın olmazsa olmazlarından.

Bizim yeni başladığımız diner turlarımızın ilk durağı Virginia Kitchen. Şehirdeki en iyi diner'lar sıralamasında 5.sırada yer alıyor. Büyük, rahat bir atmosferi var. Önlüklü şişman teyzesi de var. Maalesef -o beklediğimiz-nostaljik ortamı yok, bunda kontuarının olmaması da büyük bir etken.






Kahvaltımızda hamburgerden, Fransız tostuna; egg benedict'ten, yumurtalı-muzlu ekmeğe kadar her şey var. Taze meyvelerle birlikte servis edilen yumurtalı, muzlu ekmeğin de benim tercihim/tabağım olduğu notunu düşeyim. Ancak fotoğrafı görülen yiyecekler arasında en lezzetli olanı kuşkusuz egg benedict.

6 kişi, bahşişle birlikte 70 dolar ödüyoruz. Gayet doymuş şekilde ve gayet hoşnut ayrılıyoruz. Bir sonraki durağımız ise listenin daha altında yer alan ama daha nostaljik görünümlü bir yer olacak.