Fransız mutfağı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fransız mutfağı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2010 Çarşamba

ETRETAT NOTLARI - FRANSA


Bir süredir anlatmak istediğim bir yer var… Etretat…

Fransa’nın Normandiya Bölgesi’nde yer alıyor. Paris’e uzaklığı sadece 181 km. Yani, 181 km sonra Paris’in o canlı kanlı, doludizgin hayatından kendinizi sakin, huzurlu bir ortama, dalga seslerinin arasına atma imkanına sahipsiniz.

Fransa'da tatil denince genellikle akla başta Côte d'Azur ve güney sahilleri akla gelir. Oysa kuzeyinde de, güneyinde olduğu kadar görülmeye değer çok sayıda şehir ve kasaba bulunur.




Etretat dünyaca ünlü bir yer. Ününü veren de falezleri… Bu falezler çok beyaz oluşlarıyla dikkati çekiyor. Yine de Korsika'da bulunan Bonifacio falezleri kadar beyaz değil.

Etretat falezlerinin üstünde yeşil bir örtü var. Bu yeşil örtü falezlerin bütün ihtişamını tamamlıyor. Falezlerin üstüne ulaşmak için zorlu bir çıkış yolu sizi bekliyor. Çıkınca, bütün Etretat ayaklarınızın altında... Bir yandan tertemiz bir havayı soluyor, diğer yandan da Manş denizini seyrediyorsunuz..

Burası Courbet, Monet, Offenbach, Massenet gibi büyük ressamlara; V. Hugo, A. Gide, G. de Maupassant, M. Leblanc gibi yazarlara da ilham vermiş bir yer. Yukarıdaki resim, Claude Monet'nin Etretat'da gün batımını konu alan 1883'te yaptığı bir yağlıboya çalışması.

Yazar Guy de Maupassant da çocukluğunun büyük bir bölümünü burada geçirmiş ve hatta “The Englishman of Etretat” adlı hikayesini burada başına gelen bir olaydan ilham alarak yazmış. Maupassant uzun yıllar yaşadığı Etretat’da Akdeniz stilinde bir villa yaptırmış ve bu villanın bulunduğu sokağa da Maupassant’ın adı verilmiş.


Genellikle Kuzey Fransa’da yaygın olduğu üzere, Etretat’da da konaklamak için tercih edilen yöntem bahçe içinde yer alan büyük villalarda oda kiralamak. Chambre d'hôte (okunuşuyla şambr d'ot) olarak bilinen bu odalar, Fransa'nın birçok bölgesinde büyük otellere en özgün alternatifi oluşturuyor.

Büyük bir villanın içinde herbiri ayrı konsepte sahip odalar var: Kiminin yatakları çok özel, kiminin banyosunda jakuzi var, kiminin manzarası muhteşem... Sabah kalkınca villadaki oda komşularınızla bahçede büyük bir masa etrafında birlikte kahvaltı ediyorsunuz. Masanıza tipik bir Fransız kahvaltısını oluşturan sıcak croissant'lar, tereyağ ve reçeller geliyor.

İngilizler artan şekilde Etretat'ya yerleşmekte. İşte, bu villaların işletmecileri de genellikle İngilizler oluyor. Yine iki İngiliz tarafından işletilen ve hem denize hem de şehir merkezine yakın oluşuyla tavsiye edilebilecek bir yer: Jardin Gorbeau (http://gorbeau.com/).


Etretat aynı zamanda balık restoranları ile de çok ünlü. Zaten deniz demek; balık demek, deniz ürünleri demek… Bu restoranlarda yer bulabilmek için çok önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Ya da saatlerce kapıda kuyruk bekliyorsunuz. Buna değer mi, elbette değer!


Yukarıdaki fotoğrafta görünen Fransız mutfağının olmazsa olmaz garnitürlerinden farce (okunuşuyla fars). Fars; sebze, hamur, balık, beyaz veya kırmızı etlerin içinin doldurulmasında kullanılabileceği gibi sadece tabak kenarı süslemesinde veya tek başına başlangıç olarak da kullanılabiliyor. Pişmiş veya çiğ ete baharat ilave edilerek hazırlanıyor. En çok yapılanı balıklı fars. Bunun dışında sebzeli veya etli fars da var. Sebzeli olanı daha hafif; buna karşılık etli olanı daha yağlı.


Balıklı fars, turna, mezgit, somon, kalkandan veya çipuradan hazırlanabiliyor. Çiğ balık eti önce tuz, beyaz biber ve hindistancevizi rendesiyle birlikte dövülüyor. 1 kg balık eti için 4 yumurta beyazı ilave ediliyor ve önce mikserden sonra da elekten geçiriliyor. Karışım bir güveç içine konulup, tahta spatula ile inceltiliyor ve en az iki saat buzdolabında soğutuluyor. Bundan sonraki işlem önemli: Güveç, içi buz dolu bir leğen içine konup, 1 litre krema yavaş yavaş ilave ediliyor. Bununla son halini alan fars servis edilene kadar yine buzdolabında tutuluyor.


Etretat hakkında daha fazla bilgi için: http://www.etretat.net/ adresine bakabilirsiniz.


İyi seyirler!

23 Mart 2010 Salı

« MACARON » NOTLARI : BİR FRANSIZ KLASİĞİ



Blog Yazarı, dünyanın en lezzetli yiyeceklerinden biri olan « Macaron »ları yerken, hikayesini de buraya yazmaya karar verdi.

Okunuşu Makaron… İtalyanca « maccarone »dan geliyor. Kökeni taa Rönesans Dönemi’ne ve Venedik’e dayanıyor.

Catherine de' Medici’nin, dönemin Fransa kralı 2. Henry ile evlenmesi, buna bağlı olarak Fransa’ya yerleşmesi ve beraberinde de Fransa’ya İtalyan aşçılarını da getirmesiyle İtalyan asıllı makaron Fransa’ya giriyor. O günden bugüne de Paris gurme hayatıyla özdeşleşiyor.

Makaron’un bugünkü haline benzeyen şekliyle doğuşu, 20. yy ortalarında Pierre Desfontaines’in fikri ile gerçekleşiyor. Desfontaines, makaron kabuklarını çikolata ve kremadan oluşan bir sosla birleştirme fikrini geliştiriyor. Daha sonra bu sos ganaş (ganache) adını alıyor.

Ganaş sos, eşit miktarda sıvı krema, süt veya tereyağının kaynatılarak çikolatanın üzerine dökülmesi ve hafif dairesel hareketlerle karıştırılması ile oluşturuluyor.

Bu bileşim soğudukça katılaşıyor. Daha fazla çikolata konursa, karışım o kadar katı oluyor (Örneğin bonbon kaplamak için, daha katı bir karışıma ihtiyaç var).

“Ganache” isminin çıkışı ise ilginç. Desfontaines’in yardımcısı yanlışlıkla sıcak kremayı çikolatanın üzerine dökünce ustasından “sersem” (ganache) diye fırça yiyor. Ama daha sonra bu sersemlikten hiç de fena olmayan bir çikolata sos doğuyor.



İçi ağızda eriyen, dışı kıtır kıtır bu küçük ve yuvarlak kremalı kurabiye her sabah Desfontaines'in kuzeni Ladurée’nin, Paris'teki pastane-çay evinde üretilmeye başlanıyor. Piştikten sonra 48 saat bekletildikten sonra satışa sunuluyor. Böylelikle, yumurta akı, badem tozu, şeker, krema, tereyağı, çikolata ve en önemlisi de büyük bir el becerisi Makaron’a hayat vermiş oluyor.

Daha sonra Makaron, Paris’te Ladurée mutfağında yeni renk ve tatlarda da üretilmeye başlanıyor. Makarona hayat veren Ladurée halihazırda her sezon yeni bir tatla yeni bir makaron türünü satışa sunuyor ve günde yaklaşık 15 bin adet makaron satıyor.

Paris makaronlarının en büyük özelliği ise seri üretimle değil ; bizzat el ile yapılmaları. Oysa Amerikalılar, makaronları seri üretime sokmuş ve çoktan endüstriyel bir ürün haline dönüştürmüş durumdalar. Hatta yine Amerikalılar, « Café Macaron » zincirlerine de şu sıralar öncülük yapıyorlar.

Ladurée zincirine ait mutfaklar ile Paris’teki Lenôtre ve Pierre Hermé dışındaki yerlerde üretilen makaronların hiçbiri orjinal lezzete benzemiyor. Bundaki en önemli etken ise teknik ve tecrübe.



Makaron’un ilk çıkış yeri olan ve makaron çeşitlerini en lezzetli şekilde sunan Ladurée’nin merkezi Paris, 16 Rue Royale üzerinde yer alıyor. Ladurée, Paris içinde birkaç tane daha ; Fransa dışında da İsviçre, Monako, Tokyo ve Londra’da da şubelere sahip.

Blog Yazarı’nın Notu : Bu yazıdaki görseller Ankara Palet Pastanesi tarafından üretilen ve Blog Yazarı tarafından yenmeden önce fotoğrafları çekilen makaronlara ait. Palet Pastanesi dışında Divan da makaron üretiyor. Divan’ın makaronları Fransız orjinallerine kıyasla görsel olarak daha büyük. Vanilyalısı favorilerden. Palet'e ait minik makaronların lezzeti ise tamamen kendine özgü. Zaten fotoğraflar da bu lezzeti gayet iyi anlatıyor...

Tavsiye edilir !

28 Şubat 2010 Pazar

JULIE & JULIA


Son dönemin en güzel filmi!

Oscar'a sadece "en iyi kadın oyuncu" dalında aday olabilmesi ise düşündürücü. Ancak, blog yazarının gönül Oscar'ını çoktan kazanmış durumda.

Filmin senaryosu iki gerçek öyküye dayanıyor: Biri, "Mastering the art of French Cooking" kitabının yazarı Julia Child'ın kitabının yazım ve yayımlanma sürecindeki hayatından kesitleri; diğeri ise kendine Julia Child'ı örnek alarak; onun kitabındaki yemekleri 365 gün/524 tarif esasına göre yapmayı hedef edinen ve de bu deneyimini kurduğu bloguna düzenli olarak aktaran Julie Powell'ın yaşamından kesitleri içeriyor.

Meryl Streep Julia Child rolünde ve bu rolün hakkını fazlasıyla veriyor.

Julia Child'in eşine bağlı olarak sürdürdüğü gezgin ve arayış içindeki hayatı,Julie'nin Blog serüveni, Fransız mutfağı, Cordon Bleu, deneme-yanılma sürecinde yapılan yemekler Blog Yazarı'nın bu filmde kendi hayatını bulmasına fazlasıyla yetecek nedenler... Filme olan büyük hayranlığı belki bu yüzdendir, bilinmez!

Julie'nin blog serüveni ise hala şu adreste duruyor:
Julie & Julia Project
http://blogs.salon.com/0001399/2002/08/25.html