DML etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DML etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2010 Çarşamba

THE CHEESECAKE FACTORY

Amerika’nın en ünlü zincirlerinden biri. Ülke genelinde toplam 36 şubesi var. Ünü sadece cheesecake “fabrikası” olmasıyla sınırlı değil. Çok güzel ve de çok zengin bir menüsü var. Yalnız yemeklerin lezzetine nispeten büyük porsiyonlar eklenince sonda cheesecake’e pek yer kalmıyor.

Bizim yemeğimizden iştah açıcı görüntüleri altta sunuyorum.




Yemeklerimizi beklerken nefis bir tereyağı ve ekmek...



Somonlu salata... Balsamik sirkeli marul, domates ve çeşitli sebzelerle...



Bir klasik burger...



Bir de minik hot dog’lar...



Yemeğin finalini de en sadelerinden bir cheesecake yapıyor. Yanında taze çilekle servis ediliyor.





Promosyon kuponlarımızı da çantamıza koyup, çıkıyoruz.

The Cheesecake Factory, Washington’daki ortalama restoranlardan biri... Bunu şu bakımdan belirtmekte fayda görüyorum: Burada ortalama bir restoran bile çok özenli. Karşılama, servis hızı, yemeklerin sunumu gayet kusursuz. Örneğin, sipariş ettiğiniz hamburgerin ekmeğinin bayat gelmesi söz konusu değil. Gelen yemek beklentinizi karşılamayabilir; ancak bunun nedeninin aşçıdan veya yemeğin lezzetinden kaynaklanma ihtimali çok düşük. Olsa olsa tercih veya zevk farklılığından doğabilir.

Dolayısıyla ortalama bir restoranda da ortalama rakamlar ödeyerek iyi bir hizmet beraberinde çok lezzetli yemek yeme imkanına sahipsiniz.

Bunun dışında, şehirdeki restoranları daha iyi tanıtabilmek amacıyla her yıl Ağustos ayında “DC Restaurant Week” düzenleniyor. Bir hafta boyunca başkentteki en iyi 170 restoran 21 dolara (başlangıç, ana yemek ve tatlıdan oluşan) bir öğle menüsü, 36 dolara da akşam menüsü sunuyor. Şehrin gözde restoranlarını halkın tanıması için gayet cazip bir fırsat.  


Bu arada, iPhone 4'e ilişkin önceki yazıma atıfla, yukarıdaki fotoğrafların iPhone 4'ün kamerasıyla çekildiğini de not düşeyim.

31 Mayıs 2010 Pazartesi

GÜNAYDIN RESTAURANT - ANKARA


Açılacak, açılıyor derken; Günaydın Restaurant nihayet Ankara’da açıldı. Steak House beklerken, karşımıza “Kebap House” konseptiyle çıktı. Ama, biz bu lezzeti de çok sevdik.

İstanbul’da 3 steak house, 1 burger house, 13 tane de köfte ve kebap şubesi olan Günaydın, Ankara’ya da kebap restoranlarından birini açtı ve Arjantin Caddesi, Attar Sokak’ta uzun süren çalışmalar sonunda eski Coconut’ın yerini aldı.

Güzel bir dış mekana, açık mutfağa yalnız biraz sıkışık bir iç mekana sahip. Gelen yoğun talebe bağlı olarak serviste zaman zaman aksamalar oluyor. Ancak, tek kusurunun bu olduğu söylenebilir.


Haydari, tulum peyniri, çiğ köfte, nar ekşili söğürme, bombay pilaki ile başlayıp; antep usulü patlıcan dolma, içli köfte ve lahmacun ile devam ediyoruz. Her biri olması gerektiği lezzette… Ancak, bunlar arasında özellikle çiğ köfte ve içli köfte favorilerimizden. Gavurdağ salatası ise çok başarılı. Geceye Anason miktarı azaltılmış bir Tekirdağ, Trakya serisi eşlik ediyor.

Bize önerilen “sıra kebap”a evet diyoruz. Sıra kebap; adana, piliç şiş ve kaburgadan oluşuyor. Fotoğrafların da açık seçik ifade ettiği üzere adana ve kaburga çok lezzetli. Sıra; adana, pirzola ve kaburga olarak da takip edilebilir.


“Sıra” sona erdiğinde bir yanda ciddi bir doyma hissi; diğer tarafta ise “sıra”yı tamamlayarak görevi başarıyla tamamlamış olmanın verdiği bir mutluluk var.

Sonda, ayva tatlısı, kabak tatlısı ve kaymaklı antep fıstıklı kadayıfı masada yerini alıyor. Hepsi çok lezzetli ama kadayıf ayrıca lezzetli. Mutlaka denenmesi gerekenlerden.


Meyve, çay, kahve ikramlarıyla gece bitiyor ve karşımıza fiyat-kalite ilişkisi bakımından çok makul bir hesap çıkıyor.

Fikir vermesi için; Gavurdağ salata 6.50 TL, antep patlıcan dolma 6 TL, haydari ve patlıcan söğürme 5 TL, adana, piliç şiş ve kaburganın her biri ortalama 15 TL, tatlılar ortalama 6 TL, 1 büyük Tekirdağ rakı 80 TL.

Özellikle hafta sonları için rezervasyon gerekli.

“Kebap”ı nezih bir ortamda ve adına layık lezzette yemek için mutlaka deneyiniz!

Günaydın Restaurant: Arjantin cad., Attar sok., No.6 GOP.

Tel: 466 76 66

20 Mayıs 2010 Perşembe

WAFFLE DURAKLARI - ANKARA


Ankara’da güzel waffle yapan yerlerin arayışındayız…

İlk durak: Waffle Corner… Çankaya, Turan Emeksiz Sokak’ta… Kim ne derse desin, gayet başarısız! Sunumuyla, lezzetiyle bir hayal kırıklığı… Oysa, küçük ama sevimli bir iç mekanı, önünde bahar için ideal bir terası var. Hem Tunalıhilmi, hem Filistin Caddesi’ne yakın olması da ciddi bir avantaj. İşletmenin tek spesiyalitesinin bu olmasının ve adının yarattığı beklentiyle waffle severler olarak daha lezzetli bir waffle isterdik…(Fiyatı 10 TL).


İkinci durak: Zıkkım WafflePanora AVM içinde, food court’un girişinde yer alıyor. Sunumu özensiz. Yoğun talepten kaynaklandığını düşünüyorum. Lezzeti ise ortalamada. (9 TL).

Üçüncü durak: Ab’bas Waffle. Bahçelievler 7. Cadde’de. Ab’bas Waffle’a ilişkin yorum ve fotoğraflara daha önce Nisan Ayı Notları içerisinde yer verilmişti. Burası, İstanbul Bebek’teki küçük dükkanıyla efsane olan Ab’bas’ın franchising ile Ankara’ya açılan bir şubesi. Malzeme seçenekleri diğer waffle yapan mekanlara kıyasla daha fazla. Örneğin, kestane ezmesi seçeneği ciddi bir lezzet farkı yaratıyor.

Servisi hızlı, işletmenin yeri güzel. Ancak lezzeti ortalamada. Belki, kestane ezmesiyle ortalamanın biraz üstüne çıktığı söylenebilir. (9 TL).


Son durak: Timboo Café. Panora AVM içinde, giriş katında… Kişisel favori buranın waffle’ı… Timboo Café’nin yemeklerine ilişkin yazı ve fotoğraflara da blogda yer verilmişti. Waffle da gerek sunumuyla, gerek tadıyla mükemmel. Bu lezzet, iyi bir waffle’ın sırrının kremasından ve hamurundan geçtiğini bir kez daha ispatlıyor.

Kötü bir hamurla ve vasat bir kremayla yola çıkılmış bir waffle’ın içine ne doldurursanız doldurun iyi bir sonuç elde etmek mümkün değil.


Timboo’nun waffle’ının hamuru çok taze ve hafif gevrek. Kreması ise lezzet olarak daha değişik ve daha bol. Dolayısıyla içinde tek başına muz bile harikalar yaratmaya yetiyor. (Fiyatı 11 TL).

Evde denenebilecek ideal bir tarife ise henüz rastlamadım. Bir waffle sever olarak her türlü tavsiyeye açık olduğum notunu düşmek isterim.


Bir waffle’ın ortalama kalorisinin 450 ilâ 600 arasında değiştiğini de belirterek bu yazıyı bitirelim.

Ama, iyi hazırlanmış bir lezzete bence bu kalori değer!

Not: Waffle'ın kökeni hakkında bilgi için lütfen aşağıdaki yorumlara bakınız!

9 Mayıs 2010 Pazar

MEZZALUNA - ANKARA


Son dönemin en keyifli akşamlarından biri… İran Caddesi’ndeki Mezzaluna’dayız. Mezzaluna İtalyanca’da “yarım ay” anlamına geliyor.

Bir İtalyan restoranı olan Mezzaluna’nın Amerikan menşeli olması aslında gayet ilginç sayılabilir. Mezzaluna ilk olarak Milanolu bir işadamı ile Floransalı bir mimar tarafından 1984 yılında New York’ta açılıyor. Daha sonra Amerika’da çeşitli şehirlere genişliyor. 1995 yılında da Amerika dışında ilk kez Türkiye’de açılıyor. Halihazırda Türkiye’de 6’sı İstanbul’da, 3’ü İzmir’de ve 2’si Ankara’da olmak üzere toplam 11 şubesi var.

Başdöndürücü (biraz da kafa karıştırıcı) menüsü, keyifli ortamı ve süper lezzetli yemekleriyle kuşkusuz Ankara restoranları kategorisinde en iyilerden… Menüde sırasıyla başlangıçlar (antipasti), salatalar, pasta (makarnalar), ızgaralar, risotto, pizzalar ve tatlılar bulunuyor.

Denenen lezzetlere gelince…


İlk sırada, karides, elma, avokado, kuru üzüm, kereviz sapı, domates ve yeşilliklerden oluşan ve üstüne limon suyu eklenmiş Cioppatina salatası var. Farklı tatlar arasında süper bir uyum yakalanmış. Grano salatası da bir başka örnek: Roka, elma, portakal, kuru kayısı, nar ve buğdaydan oluşan salata gayet hafif ve gayet lezzetli. Rokayla kuru kayısının enteresan bir buluşması!


Mezzaluna’nın özellikle pizzalarıyla yaptığı ünün nedeni ancak yiyerek anlaşılabilir. Parma jambonu, domates, roka, fontina peyniri ve mozzarella içeren Pizza Bianca kişisel favorilerden. İnce hamuruyla denemeye değer bir lezzet.


Gorgonzola soslu bonfilenin de sosu özellikle başarılı. Bonfilenin de pişme derecesi ve lezzeti yerindeydi.


Denenenler arasında, füme somonlu, votka ve domatesli krema soslu Farfalle de var. Gayet lezzetli.

Bütün bunlara Kavaklıdere Egeo kırmızı şarabı eşlik ediyor. Egeo’yu bu ilk deneme… Halihazırda fiyat / kalite açısından en uygun şaraplardan biri olduğu kuşkusuz.


Tiramisu ve çikolata soslu profiterol Bigne ile gece bitiyor. Tadı damağımızda…


Limoncello’yu atlamamak gerek… Pizzadan sonra bence gecenin en başdöndürücü unsuruydu. Hem mecazi, hem de gerçek anlamıyla elbette! Limoncello, %30 alkol oranına sahip digestive amaçla alınan bir limon likörü. Üstteki fotoğraf Mezzaluna’da ikram edilen limoncelloya ait değil. Mezzaluna’daki limoncello shot bardakta ikram ediliyor. Kahve eşliğinde yemeğinize güzel bir final için..


Fiyatlar ortalamanın üstünde sayılabilir. Porsiyonlar da büyük değil. Ancak fiyat / kalite ilişkisi bakımından buna değer. Üstte bahsedilen yemekler ve bir Kavaklıdere Egeo dahil toplam 222 TL ödüyoruz.


Mezzaluna’nın sokağa bakan güzel bir terası var. İçerisi, dışarısı aslında hiç farketmiyor. Çok keyifliydi. Türkiye’den ayrılınca en özlemle hatırlayacağım gecelerden biri olacak kuşkusuz!

Mezzaluna: İran Cad. Turan Emeksiz Sok. No:1 GOP Ankara ; Tel: 0 312 467 58 19; Paket Servis: 0 312 426 74 35

Ankuva Alışveriş Merkezi No:2 Bilkent Ankara,  Tel: 0 312 266 13 59, Paket Servis: 0 312 266 11 62

16 Nisan 2010 Cuma

ACETO BALSAMICO – BALSAMİK SİRKE NOTLARI


Salatanıza biraz balsamik sirke alır mıydınız?... -Ama orjinalinden olsun lütfen!

Balsamik sirkenin öncelikle neden “balsamik” olduğundan başlayalım. Bildiğimiz sirke, şarabın veya düşük alkollü içkilerin veya şekerli, nişastalı çözeltilerin mayalandırılmasıyla yapılıyor ve asetik asit içeriyor.

Balsamik sirke ise normal sirkeden tamamen farklı. Orjinal olan balsamik sirkelerde şaraba benzeyen bir “dinlendirilme” unsuru var ve sahip olduğu bütün tat ve aromasını da buna borçlu.

Balsamik sirke adını, İtalya’nın Modena ve Reggio Emilia Bölgeleri’nde orta çağlardan beri üretilen sirke çeşidinden alıyor. Koyu kahverengi renginde, hafif şekerli ve de kıvamlı.



Geleneksel anlamda gerçek balsamik sirke İtalyan Modena ve Reggio Emilia konsorsiyumları tarafından üretiliyor ve markaları Aceto Balsamico di Modena veya Aceto Balsamico di Reggio Emilia şeklinde oluyor. Bunların dışında üretilen diğer balsamik sirkeler sanayi tipi olup, orjinallerine lezzet olarak çok da benzemiyor.

Geleneksel ve orjinal olan balsamik sirkeler, sadece trebbiano ve lambrusco üzümlerinden üretiliyor. En az 12 yıl süreyle fıçılarda dinlendiriliyor. Bu fıçıların, akasya, kiraz, meşe, kestane veya dut ağacından yapılmış olması esas. Bu dinlendirme sonucunda, doğal şekerin, pişirilmiş üzüm suyunun ekşi tadını dengelediği bir tat ortaya çıkıyor ve buna da içinde yıllandırıldığı fıçının verdiği aroma ekleniyor.

100 yıla kadar dinlendirilen balsamik sirkeler var ve en pahalı grubu da elbette bunlar oluşturuyor.

Dolayısıyla, balsamik sirkeyi balsamik yapan esasen “dinlendirilme” unsuru. İki üreticiden biri olan Reggio Emilia’ya ait balsamik sirkelerin üzerindeki kırmızı etiket 12 yıl dinlendirildiğini, gümüş rengi etiket 18 yıl dinlendirildiğini ve altın renkli etiket ise 25 yıl veya daha fazla dinlendirildiğini gösteriyor.

Üreticilerden Modena ise yıllandırma süresini şişe kapağının rengiyle gösteriyor. Altın renkli kapak balsamik sirkenin 25 yıl veya daha fazla süreyle dinlendirildiğine işaret ediyor.

Yine orjinal aceto balsamico’ların şişesi konyak şişesi tipinde ve fiyatı da 80 ila 300 dolar arasında değişiyor. Örneğin, 12 yıl dinlendirilmiş bir aceto balsamico di modena 80 dolar civarında olup; 50 yıl dinlendirilmiş bir modena’nın fiyatı 260 dolara kadar çıkıyor .

Süpermarketlerden alınabilecek diğer balsamik sirkeler Modena veya Reggio Emilia adını almakla birlikte, sanayi tipinde üretilen ve yıllandırılmaya tabi tutulmamış balsamik sirkeler.



Balsamik sirke etten, balığa; salatadan, makarnaya kadar değişik yerlerde kullanılabiliyor. Çilek, armut gibi taze meyvelerin üzerinde değişik bir lezzet oluşturuyor. Hatta sindirimi kolaylaştırmak amacıyla yemeklerden sonra küçük bir bardak içenler de var. Elbette bu küçük bardakla içim konusunun sadece orjinal balsamik sirkelerle yapılabileceği notunu da düşmek gerek.

Akşama bir salata yapalım. Sosu özel olsun… Biraz fesleğen, biraz hardal, biraz mayonez, biraz limon suyu ve biraz zeytinyağına balsamik sirke ekleyelim. Orjinali elinizde yok biliyorum; şimdilik sanayi tipi olanlarla idare edelim. Zira onlar bile çok lezzetli!

10 Nisan 2010 Cumartesi

ÇENGELHAN BRASSERIE – ANKARA


Çengelhan Brasserie, Ankara Kalesi’nin ana giriş kapısının hemen karşısında, Rahmi Koç Müzesi içinde yer alıyor.

Kale ve çevresinin kentsel dönüşüm projesi çerçevesinde Koç Grubu tarafından restorasyonu yapılarak, nefis bir çehreye bürünen ve 2005 yılında açılan tarihi Çengelhan, hem Ankara’daki ilk sanayi müzesini hem de Ankara’nın bu en otantik restoranlarından birini içinde barındırıyor.

Divan Grubu’nun işlettiği ve Chaine des Rotisseurs üyesi olan Çengelhan Brasserie, taş duvarlar arasında, cam tavanın altında, tarihi objelerin yanında değişik bir yemek zevki sunuyor.


Sıcak çavdar ekmeğine eşlik eden halis zeytinyağı ve tulum peyniri görünümü kadar lezzetli. « Bu yediğim en güzel …. » hissiyatını edinememekle birlikte, hem başlangıçlar hem ana yemekler olması gerektiği lezzette.

Hafta içi öğle yemekleri için ; başlangıç, ana yemek, tatlı ve çay / kahveden oluşan (29 TL) bir menü imkanı sunuyor. Hafta sonu akşam yemeklerine canlı müzik eşlik ediyor. Sabahları da, Fransız, Amerikan, Türk ve Sağlıklı kahvaltılarından oluşan dört seçenekli kahvaltı tabakları var.



Gayet hızlı ve güleryüzlü bir servis var. Yabancı konuklar veya Ankara’da yaşayan yabancılar açısından İngilizce ve Fransızca’yı gayet iyi konuşan personeli de not düşmek gerekir. Yemeklerin görsel sunumları çok başarılı. En büyük artısı da bu.

Başlangıçlar 15-20 TL; ana yemekler 25-35 TL aralığında. Porsiyon, fiyat dengesi göreceli.



Bir haftasonu gündüz önce Rahmi Koç Müzesi’ni geziniz; ardından bu şahane ortamda yemeğinizi yiyiniz; son olarak alt kattaki Haziran’a kadar devam edecek olan ve Blog Yazarı’nın hayran olduğu Henry Kubjack’ın “Hayallere Sığmayan Minyatür Odalar” sergisini gezerek günü tamamlayınız.

Mutlaka tavsiye edilir!

Çengelhan Divan Brasserie: Tarihi Ankara Kalesi, Ulus, Ankara. Tel: 0 312 309 6800.